Batı’ya alternatif mizah üretmeliyiz

Sosyal medya araçlarının öne çıkmasıyla Türkiye’de karikatür yıllar içinde değişime uğrasa da karikatürist Ahmet Kesgin, yaptığı çizimler ve karikatürlerle hepimizin dünyasına esprili bir dille mercek tutuyor. Sayfalarca anlatılacak olayı tek kare çizgiyle anlatan Kesgin Çarşaf, Gırgır, Fırt, Hıbır, Limon, Hbr, Ustura, Cafcaf gibi pek çok mizah dergisinde çizgileriyle yer almış. Bir dönem Star Gazetesi’nde ve Türkiye Gazetesi’nde günlük olarak çizgileri yayınlanan Kesgin, aynı zamanda “Mevlana Masalları Serisi”, “Masallarla Çoklu Zeka Etkinlikleri”, “Dinimi Öğreniyorum Serisi”, “Çocuk Kitapları Serisi” gibi pek çok çocuk kitabı serisini de resimleriyle renklendirmiş. Kesgin, ayrıca 21 Mayıs 2004 tarihinde Galatasaray, Can Kitabevi’nde 2 hafta süreyle “Makarna’ya Her şeyden Daha Çok İhtiyacımızın Olduğu Bu Günlerde” isimli bir kişisel sergi de açmış ve çizimlerini aynı isimli bir kitapta toplamış. 2000-2007 yılları arasında da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce kurulan Kara Mizah Merkezi’nde onlarca öğrenci yetiştirmiş olan Kesgin, Türkiye’de genç çizerlere de yol göstermiş. Yeni Şafak Pazar olarak şimdilerde Gerçek Hayat Dergisi’nde Gazeteci-yazar Mustafa Aydın’ın 20 yıldır yazdığı “Tırsak Taci” tiplemesi için vinyetler çizen Kesgin ile bir araya geldik. Hurda satarak elde ettiği parayla çizgi roman aldığı dönemleri ve karikatüre uzanan yolcuğunu konuştuk.

1964 yılında Kastamonu’da dünyaya gelen 59 yaşındaki karikatürist Ahmet Kesgin, ortaokulu ve liseyi İstanbul’da okumuş. Tutunabilmek için bir şeyler çizdiğini belirten Kesgin, “Benim zamanımda karikatür ve çizgi çok değerliydi, çok revaçlarda idi” diyor. Kesgin dedesinin, evlerini ziyaret ederken sıcak sıcak aldığı leziz açma ve poğaçaların yanında günlük gazete aldığını, gazetedeki karikatürlerin daha çocuk yaşlarda ilgisini çektiğini söylüyor. Kesgin o anları şu sözlerle paylaşıyor: “Rahmetli dedem evimize geldiğinde açmalar, poğaçalar alırdı. Onların yanında Tercüman ve Günaydın Gazetesi’ni alırdı. Gazetelerdeki çizimler hep çok ilgimi çekerdi. Tarkan ve Kara Murat vardı. Merakım, ilgim dedemin evimize getirdiği günlük gazetelere bakmaktan geliyor. Bir de mahallede Külhanbeyi bir abimiz vardı. Çok güzel at resimleri çizerdi. Ondan da ilhamla hem çizmeye hem de at resimlerine ilgim oldu.”

Arkadaşlarımla çizgi roman takas ederdik

Kartal Lisesi’nden mezun olan Kesgin, sağ-sol çatışmasının zirvede olduğu dönemde öğrencilik yapmış. “Lise öğrencisi olduğum zamanlarda okulumdaki öğrenci arkadaşlarım Kartal Lisesi’nin müdürünü öldürdüler” ifadelerini kullanan Kesgin, “O dönem arkadaşlarımın bir kısmı solcu bir kısmı sağcıydı. Pendik sağcıların mekanıydı Kartal bizim bulunduğumuz yerde solcuların mekanıydı. Çünkü Kartal sanayi merkeziydi aynı zamanda. Hemen lisemizin yanında Jandarma Birliği de vardı. Kartal işçi mekanlarının yoğunlukta olduğu yerdi. Çimento, demir, akü fabrikaları vardı. Hatta Yeşilçam filmlerinde diyaloglar vardır. ‘Kartal akü fabrikasına bekliyoruz’ diye. Dolayısıyla işçi eylemleri de çok olurdu. Bizim payımıza da o fabrikaların önünde hurda toplamak düşüyordu. Gecekondu mahallesinde yaşıyordum. Bütün gecekondu mahallesindeki çocuklar olarak hurda topluyorduk. O zamanlar lise öğrencisiydik, ne olduğunu çok anlayamazdık. Hem cehalet hem çocukluk hem de gençlik. O dönem arkadaşlarımla hem hurda toplayıp hem de çizgi roman okurduk. O çizgi romanları takas ettiğim arkadaşlarımın bir kısmı solcu oldular. Onlar ‘Devrim için, şehit olan arkadaşlarımız için derse girmiyoruz’ derlerdi. Ben sağ/sol da ne?! Devrim de masallardaki devin dostu olsa gerek herhalde seviyesinde olduğumdan ne olup bittiğini anlayamıyordum” şeklinde o dönem yaşadıklarını anlatıyor.

Dilber Dural – Ahmet Kesgin

İlk okuduğu çizgi romanın Sezgin Burak tarafından yaratılan kurgusal Hun savaşçısı ve aynı isimli çizgi roman serisi olan “Tarkan” olduğunu söyleyen Kesgin, “Çarşamba günleri 15-16 sayfalık bir fasikülde çıkardı. Ben ve arkadaşlarım mahallemizde bayi olmadığı için Kartal çarşıya inerdik. Baya yokuş aşağı iniyorduk. Dergiyi aldıktan sonra indiğimiz o yokuşu tekrar tırmanıp bir tepeye oturur okurduk. Çok keyifliydi. Hatta bazen o yokuşu tırmanırken acaba bu hafta Tarkan’ın başına neler geldi deyip yolun yarısında dayanamayıp hemen bitirirdim. O dönem bizim gecekondu mahallemizde çizgi roman okumayan çocuk yoktu. Hepimiz okurduk” diye anlatıyor. Kesgin, çizgi romanları ise topladıkları hurdaları satarak kazandıkları parayla aldığını dile getiriyor.

İşsiz kaldığım, süründüğüm dönemler oldu

Hurda satarak elde ettiği gelirden çizgi roman alan Kesgin, karikatür yolculuğuna da Tercüman Gazetesi bünyesinde yayınlanan Bulvar Gazetesi’nde başlamış. Kuzeni aracılığıyla Bulvar Gazetesi’nde Cengiz Arkangil ile tanışmış olan Kesgin, “Kuzenim, ‘Bütün karikatür çizerlerini tanıyorum. Gel, seni götüreyim’ dedi. Tercüman Gazetesi’nin Topkapı’daki binasına gittik. O döneme göre egzantrik bir mimarisi olan yerdi. Orada Arkangil, çizdiklerime bakıp ‘Bundan bir şey olmaz’ dedi, karikatür okuluna Hürriyet’in Çarşaf Dergisi’ne yönlendirdi. Çarşaf Dergisi’nde de karikatür ustası Raşit Yakalı vardı. İlk defa 18 yaşlarımda Çarşaf Dergisi’nde çizimlerim yayınlamaya başlandı” şeklinde karikatür çizeri olarak kariyerine ilk nasıl adım attığını dile getiriyor.

Askere kadar yoğun bir biçimde dergide çalışmış olan Kesgin, askerden döndükten sonraysa Türkiye Gazetesi’nin spor sayfasında çalışmaya başlamış. Daha sonra Gırgır başta olmak üzere pek çok dergi de çalışmış olan Kesgin, karikatür çizdiği dönemlerde siyaset ve eleştiri üzerine çok kafa yoran biri olmadığını söylüyor. 1995’ten sonra ise yaptığı işin anlamı üzerine kafa yormaya başlamış. “İşsiz kaldığım, süründüğüm dönemler oldu” diyen Kesgin, “Dönemin şartları, konjektörleri, siyasi atmosferleri etkili oldu” ifadelerini kullanıyor. Bir dönem Hasan Kaçan’ın çıkardığı “Ustura Dergisi”nde çalışmış olan Kesgin, 28 Şubat postmodern darbesi döneminde darbeci askerler üzerinden karikatürler çizmiş. “O dönem 28 Şubat dönemindeydik ve ben her hafta asker kapağı çiziyordum. Hasan abinin amcası Asım Amca ‘Emekli albay kapak için aradı. Ağız dolusu küfür etti. Dikkat edin’ diye uyarıda bulunurdu. Kapağı da ben çizerdim genellikle esprisini ben yapardım. Hatta Hasan Kaçan bir gün telefonla arayıp, ‘Kendine acımıyorsan, Yazı İşleri Müdürü Melek Demir’e acı’ demişti” diye anlatıyor.

“Kaybedecek çok fazla bir şeyiniz olmazsa daha cesur olursunuz” ifadelerini kullanan Kesgin, “Bizim ne öyle çok fazla popülerliğimiz vardı ne de çok kazanıyorduk. Bu yüzden daha cesur olabiliyorduk. Belki o dönem için şimdi o kadar sert çizmeyebilirdim” diyor.

Darbeci askerler en büyük ilham kaynağım oldu

Darbeci askerlerle beraber sanatçıların, aydınların, gazetecilerin, yargıçların, sivil toplum önderlerinin darbeden/şiddetten yana olanlarından ilhamla karikatürlerini çizdiğini söyleyen Kesgin, “100 yıllık geçmişimizin karikatür malzemeleri onlardı” diyor. Bu kişilerin komik olduğunu düşünmeye başladığını belirten Kesgin, “Cemil Meriç ve Kemal Tahir okuduktan sonra Türkiye’nin aydınlarının acziyetinin biraz daha fark etmeme vesile oldu” ifadelerini kullanıyor ve ekliyor: “Bizatihi onların arasında yaşıyordum. Onların içindeydim. Onları tanıyordum. O gazetecileri, aydınları görüyordum. Çok basit insani zaaflar yüzünden aydınlık misyonunu yerine getiremediklerine şahit olmuşluğum vardı. Aydınlar, entelektüeller bu ülkenin en komik insanları. Çünkü onlar sorumluluk makamları. Memlekette gülünecek insan varsa gazetecileri, aydınları, mürekkep yalamış insanlarıdır. Çünkü onların toplumu aydınlatmak, geliştirmek istiyorum iddiaları var.”

Sade, basit anlatımın dışına çıkıyorum

“Karikatür tahtanın yüzeyindeki desenler gibi. Az biraz da pişmiş çubuk makarnasına benziyor” diyen Kesgin, Oğuz Aral abimizin klasik karikatür tedrisatından geçmeme rağmen öyle çizemedim bir türlü. Sade, basit anlatımın dışına çıkıyorum farkında olmadan. Süslemeyi seviyorum yani. Karikatürlerim ise tezat, keskin ve sert gibi” şeklinde tanımlıyor.

Yaptırımlarla çizmek kolay değil

Karikatürle ilgili ilk mizah dergilerindeki döneminin bütün karikatür çizerleri için zor olduğunu belirten Kesgin, “Oğuz abi döneminde bütün karikatürcüler için sıkıntılı dönemlerdi. Çizdiği kompozisyonu ustalığa erişene kadar tekrar tekrar çizdirirdi. Çizgi baya zor. Uğraş, emek gerektiren bir iş. Haliyle işin teknik anlamda bir zor olma hali var. Bir de bunun düşünce boyutu var. Dolayısıyla teknik tarafını yapsan dahi düşünce tarafını da iyi yapman gerekiyor. Dışarıdan gelen yaptırımları da katarsak hakikaten ideal anlamda çizebilmek kolay değil” şeklinde zor yanlarını anlatıyor.

Batı’ya göre kendi alternatif mizahımızı üretmeliyiz

Karikatürün evrensel olmadığını dile getiren karikatürist Ahmet Kesgin, Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Hz. Muhammed’i (sav) konu ederek hakaret içeren karikatürler yayımlamasının ve sahile vuran Aylan bebeği kapaklaştırmalarının karikatürün evrensel olmadığını gösterdiğini söylüyor. “Demek ki karikatür çizerin salt kendi bencil duygularını ifade ettiği bir şey olabiliyor. Haliyle hepimiz kendi bakış açımızı ortaya çıkarırız” diyor. Kesgin, Edward Said’in “Batı her şeyiyle dört dörtlük resmedilmiş. Batı muhteşem manzara tablosuysa, Doğu hâlâ çocukluk aşamasında kendini tamamlayamamış bir karalamadan, eskizden ibaret” cümlesini hatırlatarak “Bir batılıya göre biz karikatür figürüyüz. Dolayısıyla bu kişinin hangi bakış açısıyla baktığıyla alakalı” ifadelerini kullanıyor. Kesgin, Batıya göre kendi alternatif mizahımızı üretmemiz gerektiğinin altını çiziyor ve ekliyor: “Bizim kendi kültürümüz, değerlerimiz, hayatımız var. Dolayısıyla batılı gibi düşünmek zorunda değiliz.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*